Seyit Yurttaş'ı Kaybettik
 

SEYİT YURTTAŞ'I KAYBETTİK

Yayın Tarihi : 08/08/2022 - 11:39
Seyit Yurttaş'ı Kaybettik

Seyit Yurttaş deyince...

Yusuf İPEKLİ

Emekli Öğretmen

ipekli65@gmail.com

İnsanın eli, kolu uyuşur, omzu kırılır mı bazen? Ayakları tutmaz, durduğu yerde mıh gibi kalır mı? Mesela nefesi daralır mı insanın, sol böğrü acır mı? Ağzını bıçak açmaz, uykusu kaçar mı...

Şairler susar, şiirlerin boynu bükülür mü? Kalem kırılır, dil tutulur, yürek paramparça olur mu?

Toprak kavrulur mu hiç, su çekilir mi tabiattan, dağlar yıkılır mı, kayalar, taşlar yasa durur mu dostlar...

Deklanşörün düğmesi öksüz kalır mı? İlkbaharda solar mı yaprak, kurtlar, kuşlar; çoluk çocuk ağıt yakar mı kendiliğinden?

Bazen, Güzel Türkçemizin yüz yirmi beş bin kelimesi meramınızı anlatmaya yetmez değil mi?

Bir yiğit dostumuz, bir güzel gardaşınız, bir büyük yoldaşınız zamansız veda etmişse hayat denilen yalan dünyaya dil susar, şiirler ağlar, toprak kavrulur, sol yanınız çok ağrır çok...

O yiğitti,

O dosttu,

O yol arkadaşımdı,

O gardaşımdı.

Omzum kırıldı bu yüzden. Elim kolum uyuştu, mıh gibi kaldım olduğum yerde...

Bugün mahşeri kalabalıkla ebediyete uğurladığımız Seyit Yurttaş ile aşağı yukarı yirmi yıllık bir birlikteliğimiz vardı. Birlikte ağladık kimi zaman, birlikte güldük. Hüznü paylaştık bazen, coştuk, sevindik, umut rehberimiz oldu. Dönüp geriye çok az baktık. Keşke dediğimiz olmadı desem daha doğru olur.

Peki, kimdir Seyit Yurttaş? İn midir, cin mi? Realist midir, hayalperest mi? İdealist midir, ideallerinin peşinden mi koşar, yoksa... Yoksa anı yaşayan macereperest midir?

Öncelikle Seyit, iyi bir eş, iyi bir baba idi. Mükemmel bir evlat, doğru bir ağabey, aile denilen yapının aşığı bir gönül insanı idi.

Mimardı. O'nun mimarlığı sadece binalar, röleveler, taş, çimento, yol, kaldırım filan değildi. O, aslında ruhun mimarı, tabiat denilen bir büyük sırrın şifrelerini merak eden, o şifreleri görüp çözen, yorumlayan maharetli bir ustaydı.

Seyit, kültür insanıydı. Sanata aşıktı. Şiiri bilir, öyküyü bilir, romanı bildirdi. Resmi, heykeli, mimariyi tanırdı. Eli kalem tutanlara bir büyük saygısı vardı.

Seyit Yurttaş, gezgindi. Orta Anadolu'yu adım adım gezmişti. Toprağın diline vakıftı. Taşın şeklinden mana çıkarırdı. Mağaralara, höyüklere, ağaçlara, mezarlara, sütunlara hakimdi. Nerede ne var bir çırpıda sayar dökerdi. Kalecik, Şabanözü, Çubuk, Sulakyurt, Delice, Orta, Kızılcahamam ... hemen her gün uğradığı yerlerdi, oralarda ayak basmadığı yer kalmadığına bire bir tanık olduğumu belirtmek abartı olmasa gerek.

Seyit deyince arşivcilik gelir akla. Onda sayısız fotoğraf, sayısız video, yüzlerce belge olduğunu yakından biliyorum. Yürüyen kütüphane olduğunu da unutmamak gerekir diye düşünüyorum.

O, edebiyata hep yakın durdu. Edebiyata ne kadar yakınsa günlük politik ayak oyunlarından o kadar uzaktı. Makam peşinde koşmadı. Altın tepsi içinde sunulan makamları, yağlı ballı maaşları elinin tersiyle geri çevirdi.

İnsanı insan olduğu için severdi. Ayrımsız herkese eşit uzaklıkta / yakınlıkta dururdu. Yaşlılara hep saygı duyar, onların birikimlerinden faydalanırdı. Nerede bir çocuk görse, nerede ağlayan bir bebe görse içi paramparça olur, onlar için tüm imkanlarını seferber ederdi.

Seyit, köklerine bağlı, nereden gelip nereye gittiğini bilen, insan ve insanlık için durmadan, dinlenmeden uğraşan bir beyindi. Üşenmezdi.

Sakindi. Vücudunda bir milim bile sinir denilen damar yoktu. Kaprisli değildi. Bilgiyi paylaşır, böbürlenmezdi. Bilgiçlik taslamazdı. Alçak gönüllü idi. Sorun yaratan olmadığı gibi sorun çözen bir kişiliği vardı. Olmadık yerde bir fikir paylaşır, arkadaşlarına, dostlarına yol gösterirdi. Netti, adam gibi adamdı. İçinde bulunduğumuz toplumun olağan alışkanlığı dışındaydı. Etellektüel yapısına rağmen az konuşur, çok okurdu, kalemi güçlüydü, hep yazardı. İyi bir gözlemciydi.

Kuşkusuz ki, Kalecik aşığıydı. Olaylara siyasi yaklaşmazdı. Onun yazılarını kapak konusu yapardık. Bu sayede yok olmaya yüz tutmuş konaklar gün yüzüne çıktı. Hanlar, hamamlar, kültürel değeri olan eserler ilgi odağı oldu. En büyük ideali "Ruhunu Arayan Şehir" dediği Kalecik'in layık olduğu yere gelmesiydi.

Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı HANHANA dergimizin isim babasıydı. Derginin nitelik kazanması için gece gündüz çalışırdı. Açık sözlüydü. İçine sinmeyen yazıları kıyasıya eleştirir, kardeşi bile olsa yazarı belli nezaket kuralları içinde reddederdi.

Yüz yüze yaptığımız son görüşmede gözleri buğulandı, bitkin olmasına rağmen dergiyi emanet etti. Sağ omzumdan tutup "Hey gidi goca Yusuf hey!" dedi. Anladım ki...

Rahatsızlığı süresince de sık sık konuşurduk. O ne yapar ne eder sözü sanata, kültüre getirir, dergiden söz eder, derginin niteliğini ve çizgisini korumak için olağan üstü çaba sarfederdi. En son konuşmamızda hastalığının ilerlemiş olmasına aldırmadan Kalecik Gazetesinin akıbetini gündeme getirmiş, onu nasıl ayağa kaldırmamız gerektiğiyle ilgili fikirlerini paylaşmıştı.

Sonra çok arzu etmeme rağmen ulaşamadım kendisine. Eşi, değerli bacım Azize Yurttaş, ağırları olduğunu haber etti. Demek acı son yaklaşıyordu.

Hani ne diyor Turgut Uyar: ''Her şeyden biraz kalır diyor birileri. Kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı.''

Biz de acıların büyüğü kaldı be Seyit. Gördüm ki, elli yedi yıllık ömrüne bir kaç elli yedi yıllık güzellik sığdırmışsın. Çok sevmişsin, çok sevdirmişsin kendini. Çünkü mahşeri bir kalabalık uğurladı seni çok sevdiğin rabbine. Ebedi istirahatgahına emanet etmek için yediden yetmişe yüzlerce el duaya durdu biliyor musun? Adım atmaya mecali olmayan yüzlerce yürek yürüdü arkadan.

Düşünüyorum da kime nasip olur güzelliklerle dolu geçen bir hayat. Kime nasip olur "iyi insandı, çok severdim" diye akan göz yaşları. Meğer ne çok hayata dokunmuş, yaradan ötürü ne kadar da güzel sevmişsin yaratılanı.

Hey gidi Goca Seyit hey. Söyle haydi, cevap ver bana, bundan sonra bu garibe kim Goca Yusuf diyecek, kiminle uzun uzun dertleşecek, içimi kime dökeceğim.

Yüreğim yansa da biliyorum ki, gösterişten uzak sürdüğün hayat, yüce yaradana olan derin sevgin, günün hemen her saatinde Hak'ka açılan ellerin, gönülden yaptığın ibadetler şefaatçin olacak.

Varsa hakkımı canı gönülden helal ediyorum. Eşine, çocuklarına, kardeşine, anana, sevenlerine sabır, sana Yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhun şad, mekânın cennet olsun dostum.

o6 ağustos 2o22' ankara



145 kez görüntülendi.

Rastgele Haber;


 
Sayfa Etiketleri : Kalecik haber, Kalecik Kaymakamlığı , Kalecik Belediyesi, Kalecik Karası Üzüm Şarabı, kalecik tarihi yerler, develioğlu köprüsü, kalecik kalesi, kalecik ayvası, kalecik üzümü, kalecik karası, karahan konağı, kalecik hamamı, kalecik şehsuvar cami, kalecik tabakhane camii, kalecik kızılırmak, incirlik parkı, kalecik kültürü, ekonomisi, yerel insanları, kalecik ekmeği, kalecik kasnak böreği, kalecik cevizli çöreği, belediye başkanı nevzat şahin, kalecik un, kalecik yem ,kalecik devlet hastanei, kalecik müftülüğü,kalecik sydv vakfı, kalecik milli eğitim müdürlüğü, Kalecik Haber, Cep Haber , Mobil Haber, Olay Var, Sitenek Ekle Kodu Html Kodu, Kalecik Adına Aradığın Herşey Burada